Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Konuk Yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2014 Pazartesi

Konuk Yazar #6 / Hanesüs - Debbie Macomber- Küçük Mucizeler Dükkanı

Tatlı arkadaşımın blogunu lütfen takip ediniz, güzel paylaşımları ve devam eden bir çekilişi var. Konuk yazar olduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum :*
 
------
 
İnsanların tanışması için illa ki yüz yüze olmasına gerek olmadığını düşünüyorum. İnsanlar bir şekilde tanışır arkadaş olurlar.
Bende Hazal'ı bir şekilde tanıdım :) Tanıdığım için de gerçekten çok mutlu oldum :)
Blogunda konuk yazarım olmak ister misiniz yazısını görünce neden olmasın dedim :)
Öncelikle beni konuk ettiğin çook çook teşekkür ederim :)
 
Hemen hemen herkesin okuduğu hakkında iç aşağı beş yukarı fikir sahibi olduğu ve benim de okuduğum "Küçük Mucizeler Dükkanı" isimli kitaptan bahsedeceğim.
Kitapta birbirlerinden bağımsız hayatları olan daha önce birbirlerini tanımayan dört kadının hayatlarından kesitlere yer verilmiş.
 
 
 
Aslında bu dört kadın hayatımızda her zaman rastlayabileceğimiz kendimizle özdeşleştirebileceğimiz karakterler.
 
Bunlardan ilki ve Bir Yumak Mutluluk Dükkanı'nın sahibesi Lydia Hoffman
Çoğumuzun adını bir defa bile duyduğumuzda korktuğu kanseri iki defa yenmiştir Lydia.
İlk hastalığıyla göz muayenesine gittiğinde tesadüfen tanışmış ve o sancılı süreç başlamıştır. Her şeyin bittiğini düşündüğü anda ise beynindeki tümörün tekrar büyüdüğünü öğrenmiştir. Bu mücadelesini ise "Kanserle mücadelemin ikisinden sağ çıktım. Yaşadığım her günün değerini biliyorum. Çünkü hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim." diye anlatıyor kitapta.
 Sizinle tanıştıracağım kişi ise Jacqueline Donovan. Her mükemmel görünen hayatın içinde problemlerin en büyüğünün var olabileceğinin kanıtı. Oğlu Paul onaylamadığı bir kişi ile evlenmiş hem de gelini Tammie Lee evlendikten hemen sonra hamile kalmıştır. Onları kabul etmediği içinse kocası Reese ile arasında var olan sorunlar daha da artmıştır. Onu bizim mucizeler dükkanımıza getiren neden ise bambaşkadır. Paul ona iyi bir babaanne olamayacağını söylemiş ve o da buna çok fazla içerlemiştir.
 
Herkesin hayatta ulaşmak istediği bir hedefi vardır. Kimimizin hedefleri Kaf dağının arkasındaymış gibi uzak ve ulaşılmazdır. Bazılarımızın ise çocuk sahibi olmak isteyecek kadar basittir. Carol Girard'da anneliği kendisine hedef seçerken bu kadar zor olacağını düşünmemiştir sanırım.
 Anne olmak söylerken bu kadar kolayken acaba Carol anne olmayı başarabilecek midir? Hayatta umudumuzu kaybettiğimiz anlarda kendimizce işaretler ararız. Bir Yumak Mutluluk dükkanının camında gördüğü afişte Carol için en büyüğü olmuş ve mucizeler dükkanımıza dahil olmuştur.
Herkesin mükemmel bir ailesi maaş garantisi olan işi ve ailelerimizin bahsettiği doğru düzgün arkadaşları olmayabilir. Alix Townsend işte bunların hepsinden yoksun kaç sıfır yenik olduğunu bile bilmeden hayata başlamıştır. Sosyal hizmet saatini doldurmak için geldiği mucizeler dükkanında kendini keşfedip hayatına farklı bir yön vermeyi başarabilecek midir?
 
Birbirinden farklı hayatları olan bu dört kadının hayatını 3saat gibi bir sürede elimden bırakmadan okudum. Kitabın dili çok akıcı ve bu yüzden sizi yormuyor. Carol için lütfen bu sefer olsun diye dua ederken  Jacqueline'dan gelinine bir şans vermesini bekledim. Sanki görünmez biriydim ve o dükkanda bende vardım.
 
 

 

Kitabı bulduğunuz anda okuma fırsatını kaçırmayın :)
Tanrının Unutulan Çocukları Kitap yorumunda görüşmek üzere :) 

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Konuk Yazar #5 / Tak Takıştır & Giy Yakıştır - Hangi Tene Hangi Ruj ?

Selamlar arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi bugün konuk yazar çarşambası, bu hafta kim mi bizlerle tabi ki Tak Takıştır & Giy Yakıştır blogunun sahibi sevgili Buse. Öncelikle konuk yazar olarak bu hafta blogumu şenlendirdiği için çok teşekkür eder, yanaklarından öpeerim :)


Herkese merhabalar...

Ben taktakıştır&giy yakıştır bloğunun kurucusuyum..Adım nagehan buse ve daha 3.5 ay önce açtığım blogumda modaya,güzelliğe,makyaja ve daha fazlasını paylaşıyorum..Ayrıca blogger arkadaşlarımın arasına ve siz değerli izleyicilerin arasında katılmaktan pek memnunum..Bugün kitap ve güzellik blogunun konuk
yazarıyım canım blogger arkadaşım hazal'a beni konuk yazar olarak kabul ettiği için çok teşekkürler çok memnun oldum..Gelelim sizlere hazırladığım yazıya..Biliyorsunuz moda dünyasında bin bir trend var bir eşya ya da herhangi bir makyaj konusu ya da saç modeli moda olurken hemen ardından başka bir trend daha çıkıyor bende sizleri bu trendleri rahat rahat takip edesiniz diye blogumu açmış bulunuyorum ayrıca sizlere de bugün çok fazla yanlış yapıldığını gördüğüm bir makyaj konusundan bahsedeceğim..Her cilt rengine yakışacak ruj renkleri farklıdır ve buna neredeyse kimse dikkat etmiyor diyebiliriz..Bende hangi ten rengine ne renk ruj yakışıyor sizleri bunlar hakkında bilgilendirmek istedim. yorumlarınızı eksik etmeyin değerli kitap ve güzellik izleyicileri:)



Beyaz tenlilere her renk yakışıyor zaten ve tek sorun çok koyu rujları tercih etmemeleri..Özellikle çok iddialı görünmekten kaçanlardansanız kırmızı ruju tercih etmemelisiniz..Pembe tonları,turuncu ve nude tonlar eminim daha hoş duracaktır beyaz tenlilerde...
   
  • Altın bronz bir teniniz varsa, kahverengi tonlarını ya da pembe renk rujları tercih edin.

Esmer tenli iseniz daha çok kahverengi,bordo ya da koyu kırmızılar çok yakışır sizlere..Günlük olarak bile koyu rujları tercih edebilen tek ten rengi sizlersiniz galiba :)
Esmer tenliler pembe renklerden uzak durmalı özellikle turuncu tonlardaki rujları hiç ama hiç sürmemeliler..
Esmer bayanlar neon ruj tonlarını kullanmasınlar ama eminim yakışanı da vardır..Siz bence kırmızı sürün bir harika oluyorsunuz :) Esmer bir tene sahipseniz kan kırmızı rengi teninize çok yakışacak. Burada ruj uygulama yönteminiz önemli rol oynuyor. Özellikle dudak köşeleri etrafında oluşan fazla ruju kağıt mendille silin. Sonrasında mendili dudaklarınıza basın ve kurulayın.







Buğday tenliler de ruj renklerin de koyu pembeler,mor ve kahve tonları ve kırmızı renkleri seve seve tercih edebilirler kısaca her renk yakışır size..Bronz ve koyu renkler de sizde çok hoş duracaktır :)





Sizler için hazırladığım yazının sonuna gelmiş bulunuyoruz ve tekrardan hazal'a çok teşekkür ederim..Siz değerli izleyicilere de yazımı okuduğunuz için çok teşekkür ederim kendinize iyi bakın ve bloguma da beklerim taktakıştır giy yakıştır :) iyi günler ve bol makyajlı yaz günleri dilerim :)

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Konuk Yazar #5 / My Little Mascara - Gentle Peel Off Mask

Selamlar, bugün canım arkadaşım Hazal’ın blogundan merhaba diyorum. Öncelikle beni konuk yazar olarak bloguna misafir ettiği için çok teşekkür ederim. 

Photo 17.06.2014 18 34 58 (1).jpg 

Ben sizlere bugün bir dönem meşhur olan ama sanki son zamanlarda eski popülaritesini kaybetmiş olan soyulabilen bir maskeden bahsedeceğim.

Gentle Peel off Mask Pierre F - Nazik soyulabilen maske Gratisler de satılıyor.Ürünün arkasında “ Zararlı serbest radikalleri önlemeye yardımcı olan C vitamini ile toksinleri azaltmaya yardımcı antioksidan Nar içerir. Cilde esneklik ve yeniden canlanmış hissi veriri.” yazmakta yani vaatleri aslında çok güzel peki yerine getiriyor mu dersiniz cevabı birazdan :)

Photo 17.06.2014 18 35 29 (2).jpg

Kullanımı: 

Gözlere temas etmeyecek şekilde cilde uygulayın, 5-10 dakika bekletin ve nazikçe soyun. Ilık su ile tamamen durulayın ve nazikçe kurulayın. Haftada bir veya 2 kez, ihtiyaç duyuldukça tekrarlayın.

Ürünün çok şirin ince uzun bir ambalajı ile satılmakta. Şeffaf olan bu maske eline aldığınız anda yapış yapış hissettiriyor. İnce bir tabaka halinde sürdükten sonra kuruyor ve mimiklerinizi oynatamayacak vaziyete geliyorsunuz. Ürün 10 dakika içinde kuruyor ve sonra işin eğlenceli kısmı başlıyor :) Maskenin bir ucundan tutup soymaya başlıyorsunuz bazen acıyor bazen çok kolay soyuluyor ama aman dikkat eğer ayva tüylerinize gelirse yüzünüzde soyarken gözlerinizin dolmasına sebep olabilir.

Ürünün en güzel özelliği içeriğinin temiz olması. Paraben gibi zararlı maddeleri bulundurmaması ve hayvanlar üzerinde test edilmemesi. Ürünü kullandıktan sonra gerçekten temizlenmiş ve canlanmış hissini veriyor size. Ama ne yalan söyleyeyim benim kullanmaya üşendiğim bir maske nedeni iste elimdeki vıçık vıçık hisden hoşlanmıyorum soymasıda ilk zamanlardaki kadar eğlenceli gelmiyor kullandıkça :)

Ürünü almak yerine tek kullanımlık satılan maskeleri alıp denemenizi tavsiye ederim. Öpüldünüz :)

--

Sevgili arkadaşım Mehtap bloguma konuk oldu. Kendisine çok çok çok teşekkür ediyorum. Güzel yorumlarıyla bizi aydınlattığı için.

Öncelikle kendisini lütfen buradan takibe alınız arkadaşlar, henüz katılmadığınız biir çekiliş düzenliyor olabilir :)) 

Çekiliş için sagdan lütfen tıklayın
 

26 Haziran 2014 Perşembe

Konuk Yazar #4 / Wishingbeauty - Garnier Kusursuz Makyaj Temizleme Suyu

Merhabalar,
Öncelikle Sevgili Hazal’ı tanıdığım için çok mutluyum.İkimizinde ortak tutkusu kitaplar ve kozmetik olunca anlatacak,yazacak pekçok şey oluyor haliyle:) Hazal’a beni bloğunda konuk yazar olarak davet ettiği için çok teşekkür ederim.
Makyaj yapmayı seviyoruz öyle değil mi? Güzel hoş ama birde makyajı temizleme işlemi var.Daha önce Bioderma makyaj temizleme suyunu kullanıyordum.Ancak indirimlerden birinde Garnier’in makyaj temizleme suyunu aldım ve oldukça memnun kaldım.Bugün sizler için “Garnier Kusursuz Makyaj Temizleme Suyunu”  incelemek istiyorum.

C:\Users\PC\Desktop\garnier 1.jpg 
Garnier Makyaj Temizleme Suyu ile yüz,göz ve dudak makyajımı temizliyorum.Ancak yoğun bir göz makyajı yaptıysam Neutrogena göz makyaj temizleyicisi ile çıkarıyorum.
Garnier Kusursuz Makyaj Temizleme Suyunu bir pamuğa dökerek  makyajınızı kolayca temizliyorsunuz.Ürünün arkasındaki açıklama kısmında durulamaya gerek olmadığı yazılsada ben cildimi suyla ve Caudalie yıkama köpüğü ile temizlemeden rahat edemiyorum.
C:\Users\PC\Desktop\garnier 3 new.jpg 
Şişenin kapağı oldukça pratik.Bu şekilde ürün israfının önüne geçilmiş oluyor.
C:\Users\PC\Desktop\garnier 4.jpg 
Garnier makyaj temizleme suyu 400ml’lik şişesi ile oldukça bereketli bir ürün.400ml’lik bu şişenin 200 kez kullanım sağlayacağı belirtilmiş.Henüz bu konuda bir şey söyleyemem ancak dediğim gibi uzun süre gidiyor.
Ürünün içeriğini merak edenler  için:
C:\Users\PC\Desktop\garnier 2.jpg 
İndirimden yaklaşık 10TL gibi bir fiyata almıştım.Yeniden alır mıyım evet ben memnun kaldım ve bitince yeniden almayı düşünüyorum.
Umarım yazımı faydalı bulmuşsunuzdur.Sevgili Hazal’a bana bu köşeyi ayırdığı için tekrar çok teşekkür ediyorum.

--- 
Konuk yazar olduğu için arkadaşıma çok teşekkür ederim. Kendisini tanıdığıma çok mutlu oldum.

Ayrıca hiç blogunun linkini bırakmamış olması ve kendisinden bahsetmemiş olması büyük bir incelik. Fakat ben bu güzelliği sizlerin takip etmesini istiyorum. Buraya yıklayarak lütfen takip ediniz. Büyük şeyler kaçırıyorsunuz.

--- Beni Takip etmek için ---

kitapguzellik@gmail.com
 
 

17 Nisan 2014 Perşembe

Konuk Yazar #2 / Vintage Witch - Favori Saç Bakım Maskeleri Karşılaştırması

Selamlar,

Konuk Yazar etkinliğimi son hızıyla devam ettiriyorum. Bugün sizlerin karşısına taze blogger arkadaşımızı çıkarıyorum. Deneyimleri için teşekkür ediyorum veee tatlı arkadaşıma beni yalnız bırakmadığı için öpücüklerimi gönderiyorum. Seninle tanıştığıma çok sevindim tatlım :))

Lafı hiç uzatmadan Favori Saç Bakım Maske karşılaştırmasına göz atalım bakalım Vintage Witch bizim için neler karalamış..
 



Merhabalar!

Ben Vintage Witch. Yaklaşık 2 ay önce başlayan güzellik blogu deneyimime tam gaz devam
ediyorum :) Öncelikle ilk defa misafir yazar oldum ve bu sebeple çok heyecanlıyım :) Beni dünyalar
tatlısı blogunda ağırladığı için Kitap Güzellik'e çoook teşekkür ediyorum :)

Bugün saç bakımının belki de en önemli basamağı olan saç maskeleri hakkında bir karşılaştırma
yapacağım. Eğer kuru, yıpranmış, kırılmaya müsait ve elektriklenen saçlarınız varsa yazımın işinize
yarayacağına inanıyorum :)

Karşılaştırmamız benim en favori 2 saç maskemi içeriyor: John Frieda Yoğun Nemlendirici Besleyici
Bakım Maskesi & Giovanni Nutrafix Hair Reconstructor (Aşırı Yıpranmış Saçlar İçin Yoğun Onarıcı Saç
Maskesi)











John Frieda'nın 1 ya da 2 kullanımlık ömrü kaldı, Giovanni'yi alıp kullanmaya başlayalı nereden baksanız 1 ay oluyor. Dolayısıyla ikisi hakkında da yorum yapacak kadar deneyim sahibi olduğumu
belirtmem gerek.

Önce benzer yönlerini sıralayayım;

- İkisi de duştan çıktıktan sonra saçlarınızı ipek gibi yumuşacık yapıyor.

- İkisi de kolay durulanıyor.

- Duştan çıktıktan sonra gün boyu elektriklenmeyen ve nispeten sağlıklı bir görünüme sahip saçlarla

dolaşabiliyorsunuz. Verdikleri ışıltıda da aynı derecede tatmin edici.

Farklı yönleri çok daha fazla elbette :)

- John Frieda'nın kıvamı çok akışkan. Plastik bir kapta olmasından ötürü elinizle almak durumunda

kalıyorsunuz. Bunun hijyenik olmaması bir tarafa, maskeyi alırken en az birkaç kez parmaklarımın

arasından kayıverip bir bölümü ziyan oldu. Verdiğim para da göz önüne alındığında benim içim acıyor

açıkçası.

Giovanni'nin kıvamıysa biraz daha yoğun. Sıkılan plastik bir tüp içerisinde bulunması hanesine
yazdığım ilk artı. Böylece dilediğim kadar ürünü alıp uygulayabiliyorum. Yoğun olması aynı zamanda
daha bereketli olması anlamına da geliyor, John Frieda'yla neredeyse bir avuca yakın diye tabir
edebileceğim ürün giderken Giovanni'yi çok daha az sıkarak tüm saçıma yedirebiliyorum.

- John Frieda'nın içerisinde parfüm var, dolayısıyla kokusu oldukça cezbedici. İnsanların bayıldığı
birçok koku benim midemi bulandırırken, bu maskenin kokusu gerçekten çok hoşuma gitti.
Giovanni parfüm barındırmıyor, kokusuz bir ürün. Duştan çıkınca saçlarının mis gibi kokmasını
isteyenler için bu eksi puan olabilir, benim için çok da farketmiyor.

- John Frieda'yla yumuşacık olan saçlarım ertesi gün eski haline dönüyor. Yani saç uçlarım sert, kuru
ve kırılmış bir şekilde yoluna devam ediyor.

Giovanni'nin yumuşatıcı etkisiyse 2-3 gün sürüyor, dolayısıyla çok daha bakımlı bir görünüm sağlıyor.

- John Frieda'nın hayvanlar üzerinde deney yapmadığına dair bir ibaresi yok; ki aslında bu çok önemli.
Giovanni ise hayvanlar üzerinde deney yapmadığını kesin olarak belirtiyor, ambalajında zıplayan
tavşan logosunu görebilirsiniz. (Bu logo hayvanlar üzerinde deney yapılmadığını gösteriyor.)

- John Frieda'yı alalı birkaç ay olduğundan net fiyatını hatırlamıyorum, yanılmıyorsam 25 lira
civarındaydı. Giovanni'ninse normal satış fiyatı 16 lira fakat Gratis'in indirim yapmadığı tek özel günün
Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olduğunu göz önüne alırsak, kendisine 8 lira gibi bir fiyattan sahip
olabilirsiniz. :))

Uzun lafın kısası ikisi de saçlarımdaki kırılmaları onardı mı, hayır! Fakat cansızlık, matlık,
elektriklenme, sertlik ve düğümlenme gibi yaygın problemleri göz önüne alırsak Giovanni John
Frieda'nın birkaç adım daha önünde bence.

Üstelik hayvanlar üzerinde deney yapmama politikası kesinlikle takdire şayan. Elimizde böyle bir
alternatif varken - ve John Frieda'dan zaten daha başarılıyken - Giovanni'ye bir şans vermenizi
kesinlikle öneririm :) Aynı zamanda içeriği de oldukça tatmin edici, Gratis'te satılan ürünlere
baktığımızda Giovanni doğal ve neredeyse tertemiz içeriğiyle göz dolduruyor.

Umarım yazım faydalı olmuştur :) Çünkü indirimle 8 liraya gelen ve ünlü saç bakım markası John
Frieda'dan daha güzel sonuç veren bir markayı bilmemenin eksiklik olacağını düşünüyorum. Bu
arada bahar çekilişimde Giovanni markasının küçük boy saç bakım kremi mevcut, dilerseniz buraya tıklayarak çekilişime katılabilirsiniz. :)

Beni sizlerle buluşturan Kitap Güzellik'e tekrardan çok teşekkür edip, hepinize ışıl ışıl parlayan günler
diliyorum :)

9 Nisan 2014 Çarşamba

Hazioz 'la Yaşama Dair: Sokak Kedisi Bob

Merhabalar arkadaşlar,

Geçen günlerde konuk yazar etkinliğini burada olan yazıda blogumda başlattığımı sizlere söylemiştim. Ve gerçekten güzel dönüşler alarak ilk yayınımı bugün sizlere sunuyorum. Tatlı arkadaşım Hazel, beni yalnız bırakmadığın için sana tekrar teşekkür ediyorum.

Sizlerde eğer Hazel'in blogunu takip etmiyorsanız büyük bir kaybınız var demektir. Öncelikle Hazel'in blogu için sizi sol baştan alalım buyrunuz .



Yazıma başlamadan önce bloğunda beni ağırladığı için kitapveguzellik’e çok teşekkür ediyorum. Yazımı beğenmeniz dileğiiyle J

Kedicikleri hatta tüm hayvanları seven biri olarak bu kitabı okumak bana çok iyi geldi, son günlerde çoğu sosyal medyada hayvanlara işkence edenlerin sayısında ki artış tüm hayvan severleri üzdüğü gibi beni de oldukça etkiledi. Tabii bu tarz psikolojisi bozuk kişilere ne yapılacağı ayrı bir konu yada ne yapılmadığı ….!

*Can dostlarımızla ilgili daha önce yazdığım şu yazıma göz gezdirebilirsiniz…

James Bowen | Bob the Street Cat (Sokak Kedisi Bob)
Gerçek bir hikâye olduğunu bilmeyen yoktur ama söylemeden geçmeyelim, kişiler, kedicik hepsi etli butlu canlı kanlı yani J İlk kitapta James’in Bob’u buluşunu ve alt üst olmuş hayatını nasıl değiştirdiğini okuyorsunuz…



Bir sarman kedi nasıl olurda bir insanın hayatını baştan aşağı değiştirebilir çok keyifle okuyacağınıza inanıyorum… Kitabı okurken eğer yanınızda pisicikleriniz de varsa inanılmaz muhteşem bir ambiyans olacağı kanaatindeyim…


James ile Bob sokaklarda müzik yapmaya başlarlar ve ayrılmaz bir ikili olurlar. Kısa sürede Bob’un bir hayran kitlesi oluşur ve birinin Bob’un patisiyle “çak” yaptığı videosunu Youtube’a koymasıyla da tüm hayatları değişir.
 

Google'dan alıntıdır.

Kitapda sevdiğim şeylerden birisi de James’in tavırları,  yani uyuşturucu bağımlısı biri ama yinede yılmamış, kendine bunun bir yerde sonlanması gerektiği bilen ve bunun için savaşan biri.



Google'dan alıntıdır.

*James’in bir de bloğu var, blogda kitabın çeşitli  ülkelerde ki okuyucuları tarafından gönderilmiş fotoğrafları da yer alıyor çok eğlenceli bakmak için tık tık.

Bu arada Bob ve James’i izlemek için tık tık
Kitabın devam serisini önümüzdeki günlerde bloğumda okuyabilirsiniz ^.^